IHH Yetim Sponsorluk Sistemi
22.11.2011 - Fasa-fiso FAS
104 kez okundu

Türkiye’den vize istemeyen bu ülke, genelde turistik geziler için uygun şartlara (tarihi, kültürel, doğa, ekonomiklik vb. ) sahip. İş imkanları ve diğer konular üzerine de yaşadığım tecrübeleri sizlerle paylaşacağım. Yazımın temelini, ansiklopedik bilgiler oluşturmayacak. Fas’ın tarihi, coğrafi yapısı, ekonomik verileri vb. konulardaki merakınızı kolaylıkla internetten edinebilirsiniz. 1 Nisan ile 7 Nisan tarihleri arasında Fas’ın başkenti Rabat ve en meşhur şehirlerinden Cazablanka’da kaldım. Bu iki şehir dışında görmek istememe rağmen (belki başka bir zaman diliminde görebileceğim) iki yer daha vardı. Marakeş ve Cebel-i Tarık.
 
  
 Marakeş, Fas kültürünü, eğlencelerini, yerel atmosferini tadabileceğiniz okyanustan içerde çöle doğru kalan bir şehir. Yabancı turistler de genellikle Casablanka ve ardından Marakeş’i görerek ülkeden ayrılıyorlar. Jiplerle konvoy olarak safariye çıkanları da bu çerçevede değerlendirebiliriz. Cebeli-i Tarık ise bildiğiniz üzere iki denizin Atlas Okyanusu ve Akdeniz’in birleştiği yer. Şu meşhur Kaptan Cousteau’nun bilimsel olarak ispatladığı ve ayette geçen “birbirine karışmazlar” gerçeğini bulduğu çizginin Afrika tarafı. Kaptan Cousteau, çoğunun iddia ettiği gibi keşke Müslüman olsaydı. Ancak iman kalple oluyor. Kalbi eğilmeyenin mantığı eğilse bile, o beden secdeye varmıyor.
 
Cebel-i Tarık ismini Tarık b.Ziyad’dan alıyor. Tarık bin Ziyad buradan gemilerle karşıya, İspanya’ya geçtikten sonra gemileri yakmış. Gemiler yanınca ancak, Avrupa’da İslam güneşi doğuyor. O rüzgarın ortasında yanan gemilere şaşkınlık içerisinde bakan ve Tarık bin Ziyad’a şimdi ne yapacağız diyen askerlerin halet-i ruhiyesini hissedebilmek ve böyle komutana böyle fetih yakışır demek gerekir.
 
Başkent Rabat pek turistik bir şehir olmamasına rağmen derli toplu duruyor. Hatta bazı Fransız şehirlerinden daha da güzel ve tertipli. Zaten Fransa’nın %10’u Mağribilerden oluşuyor. Bu topraklardan bir şekilde sıvışan, kaçan ve ya kaçmak zorunda kalan Mağribiler, Paris başta olmak üzere Fransa’nın en büyük başağrısı. Dillerini çabuk kavradıkları Fransız’ların dinini ve ya dinsizliğini her ne derseniz, kabul edebilecek yapıya pek sahip gözükmüyorlar.
 
Yolculuk,
 
Fas (Morocco) gezimizi İstanbul Sabiha Gökçen – Casablanka (Fas) arasında ucuz uçuşu olan Air Arabia ile gerçekleştirdik. THY’ye göre erken kampanyalı bilet alımlarında neredeyse onda bir ücret söz konusu. Ucuz uçuş firmalarını Pegasus Havayolları gibi algılayabiliriz. Saati belli ancak erken alımlarda ve anlık kampanyalarda neredeyse bedava denecek fiyatlara bilet bulabiliyorsunuz. Gezginler ve kalkış iniş saatini umursamayanlar için bire bir. Gidiş geliş toplam 10 saatlik uçuş gerçekleştirdiğim ve bu firmaya bir ay önce aldığım bilet için sadece 140 € ödedim. Bileti de kredi kartımla internet üzerinden aldım. Uçakta Pegasus’ta olduğu gibi yemek servisi ücretli. Gerçi hazırlıklıyım, poğaçalarımdan atıştırıyorum. Firma, Birleşik Arap Emirlikleri kökenli bir firma. 4 Nisan’daki Casablanka-İstanbul uçuşumuza Check-in süresinde yetişemeyip uçağa binemememize rağmen bizden 7 Nisan uçuşundan ücret almadı. Böylece Fas demiryollarının hataları ve arızaları nedeniyle 2,5 saatlik yolu 5 saatte alıp havalimanına gelebilmemizin tek cezası, bu ülkede biraz daha vakit geçirmemiz oldu.
 
Ticari avantajlar
 
Ülkeye vizesiz girilmesi, Türkiye’nin dizilerinden ve başbakanından dolayı bilinip sevilmesi bu ülkeyle ticaret yapılmasının en önemli avantajları. Bunun dışında bir Türkün 1.000 TL gibi bir paraya firma kurabilme olanağı, gümrük konusundaki avantajlı anlaşmalar mevcut. Bu ülkede ürettiğiniz her şeyi Afrika’nın diğer ülkelerine gümrüksüz nakledebiliyorsunuz. Rusya ve eski doğu bloku ülkeleri gibi mafya ve can tehditi sorunu yok. Ancak yapılacak işlerde güçlü anlaşmalar ve siyasi bağlantılar önemli. Türkiye’nin büyük müteahhit firmalar bazı ihaleleri almışlar ve devam ediyorlar. Elektrik problemi yok. Elektrik 54 barajdan sağlanıyor ve aydınlatılmayan sokak yok. Yolları nakliyeye uygun. Mobilyalar ülkedeki kişibaşı milli gelire oranla çok pahalı. İstikbal ve Çilek mobilya ürünlerinin satışlarına rastladım. Ayrıca lüks kıyafetler de orantılı olarak pahalı. Kumaşları Bursa imalatı kıyafetlerin bir tanesi bile ülkedeki asgari ücretin 10 katı civarında. Beton santrali olmadığı söyleniyor. İnşaat işlerinde kullanılacak personeli Fas’lılardan seçtiğiniz takdirde bu işi zamanında bitiremeyeceğinizi hesap etmelisiniz. Buradaki ihaleleri Fas’taki müşavir bir Türk firması ile bağlantılı yapabilirsiniz. Rabat’taki Türk Konsolosluğuna genç bir diplomatımız atanmış ancak ekibinde 15 yılı aşkındır bu ülkede çalışan birkaç kişi onun enerjisine ortak olamayacaktır diye düşünüyorum.
 
Gülen’in Ayak Sesleri
 
Uçağımız, İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan gece vakti havalanmadan yolculara bir göz gezdiriyorum. Geneli Fas’lı gençler. Gezmeye gelmişler besbelli. Türk olarak bir biz varız, bir de Ankara’dan gelen Hizmet ehli insanlar. Bize fazla belli etmeseler de Casablanka’daki okullarına zümre olarak ziyarete gittiklerini anlıyorum. Şüphe etmek neden bu insanlarda yerleşmiş anlayabilmiş değilim. Casablanka’da Hasan II Camisi önünde de Hizmet’ten esnaf olarak nitelendirilen işadamları ile karşılaştım. İşadamlarına yardımcı olan ise bir Azeri. Azeriden malını koru demişler. Biz de şüpheyle karşılıyoruz. Her ne olursa olsun ticaretin kendi bazı kuralları var. Bana kalırsa ilk kuralı bilmediğin işe “ben bu işi biliyorum” diyenin ağzıyla girmemek.
 
 
Dini Yapı
 
Ehli Sünnet ehli olan bu insanlar Şia’dan tamamen uzaklar. Ancak İran için anlatılan melanetlerden bazılarına bu ülkede de şahit olunca Şeytan, İslam Coğrafyasında tavaf ediyor diyesim geliyor. Çok hoşgörülüler. Melanete bile ses çıkarmıyorlar. Maliki olmalarına rağmen ellerini namazda bağlayan, bağlamayan, yukarıda bağlayan, aşağıda bağlayan bağlayana. Sorduğumda “ne fark eder ki” diyorlar. Camide kıbleden 30 derece neredeyse farklı yöne namaz kılan adamı gösterdiğimde “olur o da kabul” anlayışı, bize biraz ters geliyor. Ne de olsa ülkemizdeki camilerde böyle bir durumda dayak yeme şansınız bile var. Hırka-i Şerif Camisinde ilk safta namaz kılıp birbirini tanıyan mahallelinin, tahiyat-ül mescid namazını ezan vakti kılan arkadaşlarına duyduğu tepki ve onun da “siz bilmiyorsunuz” tarzı açıklamaları aklıma geliyor.
 
Camileri kendine özel minareleriyle gerçekten farklı ve huzurlu atmosfere sahip. Abdest almak için avluya çıplak ayak giriyorsunuz ve çeşmeden değil çeşmenin doldurduğu yalak tarzı bir havuzdan tasla suyu alıp abdest alıyorsunuz. Hoş bir tecrübe. Dindarları gerçekten dindar. Namaz kılmamak burada ayıp kabul ediliyor. Namaz kılmadığı için bir kadın kocasından boşandırılıyor. Ancak evlilik dışı ilişkisinde ailesi maddi bir çıkar sağlamışsa görmedim-duymadım-bilmiyorum oynanıyor. Bu kadar uç noktada gezinen başka bir ülke yoktur inşallah. Herkes birbirine selam veriyor. Sözler besmele ile başlıyor. Uçakta ayetler okunmaya başlayınca İslam’ın genel geçer ön kabul olduğu (gerçi uçağın düşeceğini de düşünmedim değil) anlamıştım. Umre ziyaretimde, Kabe-i Muazzama ve Mescid-i Nebevi atmosferinde olduğumuzdan belki anlayamadığım menfi atmosferi ancak burada kavrıyorum. Ne yazık ki Araplar hala sömürge ve sömürülmeyi genlerine işletmişler. 
 
Ekonomik Hayat ve Ticaret
 
Ekonominin neye dayandığı tam olarak anlaşılmasa da yüksek katlı bina yapım işleri, şantiyeler devam ediyor. İnsanlardan işsiz oranının düşük olduğu hissediliyor. Kadınlar bile çalışıyor. Bu çalışıyorlar ifadesi yanlış anlaşılmasın. Türkiye’de “eh işte çalışıyor” denilen insan buraya o çalışmasıyla gelse “çok gayretli çalışıyor” sınıfına yükselir. İnsanlar yavaş, anlayışları kıt, ticaretlerinde gayret söz konusu değil. Kapalıçarşı’da 2 ay çalışan bir genç, buranın tozunu dumanı attıracak bir ticaret adamı olabilir, diye düşünüyorum. Bir dükkana gittiğinizde sizi işte rızk geldi diye karşılayan yok gibi. Öğrendiğim kadarıyla iç bölgelerde kadınlar Norveç’ten gelen karidesleri ayıklayarak evlerini geçindiriyorlarmış. Şehirde ve banliyolarında Türkiye’de olmayan bir ticarete raslamadım.
 
Sosyal hayat,
 
Her konuda üzerlerinde olan ağır ve yavaş davranışlarının sebebini sıcağa bağlamak yanlış olur. Çünkü sıcaklık bildiğimiz çöl sıcaklığı değil. Ilıman bir okyanus iklimi hakim. Bu durumu ancak sömürge kültürü ve krallık sistemi ile açıklayabiliyorum. İnsanlar ne yaparsa yapsın belli bir ekonomik ve sosyal seviyenin üzerine çıkamayacağı kanaati sanırım genlerine işlemiş. Diğer emirlik ve krallıkla yönetilen ülkelerden arkadaşlarımızın izlenimi de böyleydi. Biz de bunu burada haliyle görmüş olduk. Kendi memleketimizi ve mücadeleci karakterimizi bir daha sevdik. Parlementer olabilmek için krala yakın bir çevreden olmak önemli. Islamcı olanlar da var ancak kral ne diyorsa o. Kral da kimin hegomanyası altındaysa onu söyler diye düşünüyorum. Kral Arap ve ya Mağribi değil. Peygamber soyundan geldiği iddia edilen azınlık olan başka bir ırktan bahsettiler. Kralın da bu etnik kimlikten olduğu savunuluyor.
 
Mağribi denilen bu coğrafyanın asıl yerel halk zaman içerisinde azınlık kalmış. Mağribiler Arap çoğunluk tarafından basit ve kaba bulunuyor. Kendi aralarında bire bir sorun ve ayrışma göze çarpmıyor. Batınını Allah bilir. Bir toplumu bütünüyle sömürge haline getirmek için aralarında muhakkak etnik kimliğe, mezhep ve dini inanışlara yönelik bir ayrım oluşturmak gerekiyor. Böylelikle sömürülenler, nasıl sömürüldüğüyle ve kendi emperyalistleriyle uğraşmak yerine iç sürtüşmelerle oluşacak enerji absorbe ediliyor. Gerçi ben burada bir enerji de göremedim, ancak İslam’ı ve Kur’an-ı Arapça ile anlayan bu toplumdan da İslam önderleri ve askerleri çıkar kanaatimi her zaman taşıyorum. Dil öğrenme yetenekleri müthiş olan bu halk Fransızca’yı ana dilleri gibi kullanıyorlar, hatta ek olara İtalyanca ve ya İspanyolca bilenleri de mevcut. İngilizce akademik eğitim alan gençler tarafından biliniyor. Fransızca bilen bir yabancı, çok rahat kenar mahalledeki bakkalla bile anlaşabilir.
 
Arapça’yı farklı bir lehçe ile konuşuyorlar. Arapça bilen Arap asıllı Türkiye’lilerin kolaylıkla anlaştıklarına şahit oldum. Faslı ailelerde ve kızlarında yurtdışına gelin gitmek mevzusunda özgüven ve teşvikleri mevcut. Casablanka’da “sen de mi Türksün hemşerim“ muhabbeti ile tanıştığım 45 yaşındaki Adanalı kamyoncu dul ağabeyimizin, cep telefonuna videolarını kaydettiği 15’e yakın aday arasından hangisiyle evleneceği hususunda şaşkınlık içerisinde kaldığını görünce açıkçası asıl şaşıran ve hayretler içerisinde kalan ben oldum.
 
Endişeler
 
Toplumsal yapıda çok tehlikeli bir durum söz konusu. Müslüman olan ve bu dini sosyal hayatta ahlaken ve ibadeten yaşayan insanlar yanında, bu ülkede insan şeytanı denilebilecek insanlar da mevcut. Gözlerinde bazen melekleri bazen de şeytanları okuduğum bu halkın tümüne, Fransız emperyalistleri “Yami” yani yamyam sıfatı yakıştırmışlar. Melek gibi olanları bir kenara, baskıcı sistemden korkmasa gerçekten Yami olabilecek insanlarla da karşılaştım. Bu şeytaniler para yamyamı olmuşlar. Sadece fakirlikle açıklanabilecek bir durum değil. Taksiciyse dolandıran da dolandırmayan da aynı koşullarda hayatını devam ettirecek ve hayat standartı çok da yükselmeyecek olmasına rağmen, dilencilik çoğunun karakterine işlenmiş. Kral; mafya, çete, örgüt bırakmamış belki de kendi çıkarları doğrultusunda en örgütlü teşkilatı kendi menfaatlerine oluşturmuş. Kişisel planda çıkar için dilenmekten ve teklif etmekten başka, şu aşamadan ileri gitmeyen bu insanlar kızlarının ve kadınlarının kendilerini bir şekilde yabancılara peşkeş çekmesine de ses çıkarmıyorlar. Eski İstanbul berberlerini anımsatan dükkanıyla ve tip olarak bile eski berberlerimize benzeyen yerel bir berberle bu konuyu paylaştığımda, bu ülkenin Afrika’nın bir parçası olduğu ve bu kadınların tümünün hasta olduğu, bu sebeple de yerli halkın buna ses çıkarmadığı açıklaması da beni tam tatmin etmedi. Allah, Fas erkeklerini ıslah etsin. Kadınının namusunu düşünemeyecek insan, İslam’a asker olamaz.
 
Kral
 
Fas’a gelip kralla karşılaşmadan da dönmedim. Kralı zırhlı makam aracından pencereyi açıp halkı selamlarken fotoğrafladım, ancak sivil görevliler fotoğrafı sildirdiler. Sanırım biraz kepçe olduğu için kendi fotoğrafçıları dışında poz vermiyor. Halk kralı seviyor. Babasına göre daha halim selim olduğunu söyledikleri için sevdiklerini zannediyorum. Ömrü uzun olsun diye dua ediyorlar. Erken yaşlarda hayata veda ettiği takdirde, yerine gelecek oğlunun karakteri sert ve katı dedesine çekmiş. Dedesi halktan özel vergi toplayarak Casablanka’daki sahilde Hasan II camisini yaptırmış. İlk açıldığında girmek için para ödendiği için Kıyamet alameti olduğu, Akit Gazetesinde okuduğum camiyi çok merak ediyordum. Bu cami minare mimarisi ve büyüklüğü ile Afrika’nın gözdesi bir cami olmuştu. Krala da Cuma namazı için bu camiye girişte karşılaştık. Kralın da bulunacağı bir Cuma namazı kılacağımızı düşünüyorduk ki koruma polisleri ve askerler bizi caminin avlusuna bile almadı. Komutanlarıyla konuştuğum ve “Cuma kaçacak, İstanbul’dan 5000 km yol geldik, Cumayı burada kılmak için sabahtan beri bekliyoruz” desek bile davetiye soruldu ve davetiyesi olmayanların alınmadığını söyledi. Cuma’nın bizim üzerimizden düştüğü fetvasını verdiler ve bizi 1,5 saat okyanus kenarında onlarca insan gibi beklettiler. Kral ayrıldığında okyanustan aldığım abdestle camiye girdim ve muhteşem büyüklükteki alanında 8 kişilik cemaatle öğle namazını kıldım. Bu arada görevliler canlı yayın ekipmanlarını ve halıları toplamayla meşguldüler. Namazımız bittiğinde camiyi kapatacakları için bizim dışarı çıkmamız hususunda uyardılar. Öğleni kıldıran imamımız sanırım Cezayirliydi ve görevlilere bu caminin Allah’ın evi mi yoksa Kral’ın evimi olduğunu sert bir uslupla söyledi. Ben de katılıyorum. Burada namaz kıldım ancak bu cami sadece gösteriş ve üstünlük ispatı amaçlı yapılmış, temelinde ihlas ve imanın olmadığı bir yapı olarak gözüme gözüktü. Gece geç saatlerde caminin etrafını inceleme şansı bulduğumda cami çevresindeki yaşam alanında muvahhitlerin değil de “Yami”lerin çoğunlukta olduğu ve oradaki halkın hiçbir şekilde bu camiyi kendi camileri gibi görmediğini de sezinledim.
21.06.2010
Diğer Makaleler
Copyright © 2011 Tekder- Teknik Elemanlar Derneği İstanbul Şubesi. Her Hakkı Saklıdır.
Tasarım ve Kodlama: Fikri IŞIK